Image Alt

Blog

Fındık sözcüğü, Antik Çağda Karadeniz' in adı olan "Pont Exinus" tan türetilen "pontik" sözcüğünden meydana gelmiştir. Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa "Pontos cevizi" denildiğini kaydetmiştir. Fındık Akdeniz, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Karadeniz' den adını da beraber getirerek yayılmıştır. Fındık sözcüğünün Farsçası "fonduk", Arapçası "bunduk", Latincesi "nux", Almancası "haselnuss", Fransızcası "noisette", İngilizcesi "hazelnut", Rumcası "leptokarion", Ermenicesi "kalin", Tatarcası "çitlevük", eski Yunancası "funduki", İtalyancası "nocciola", İspanyolcası "avellana", Portekizcesi "avella", Romencesi ise "aluna" dır. Fındık kültürünün Türkler arasında yayılmasının üç devre içerisinde olduğu bildirilmektedir. Birinci devre, Türklerin Orta Asya'da oldukları devredir, orada fındığa "kosık" ya da "kosuk" denilmektedir. İkinci devre, Batı Türklerinin fındık için "çetlevük" sözünü kullandıkları devredir. Üçüncü devrede ise, Anadolu Türkleri fındığı Arap etkisi ile "bunduk" ve

Baklavayı iyi yapan çok önemli faktörler var. Öncelikle sert buğdaydan elde edilmiş unla hazırlanan hamur, armut ağacından elde edilmiş oklavalarla kağıttan daha ince 40 kat yufkaya dönüştürülür. Bu kırk katman arasına ağustos ayının ilk haftasında turfanda toplanan ve daha yeni yeni olgunlaşan, halk arasında "boz-iç" diye tabir edilen, 1 kilosunda 110-170 gr fıstık içi veren, zümrüt yeşili rengi ve zengin aromasıyla en değerli Antep fıstığı, keçi ve koyun sütünden elde edilmiş, tuz ve diğer içeriğinden arınarak %99.9 yağ barındıracak şekilde hazırlanmış, sadece ot ve çiçeklerle beslenen koyun ve keçilerin sütünden elde edilen en rafine haliyle sadeyağ kullanılır. Yine keçi, koyun veya inek sütünün 105-108 C°ye kaynatılıp, içine bölgeden elde edilen irmiğin eklenmesiyle üretilen irmik kaymağı eklenir. Sonrasında fırınlanan

Peki biz hangi tavuğu yiyelim ya da gerçekten tavuk yiyelim mi? Tavuk benim için "çamura düşse yerim" sınıfında. İçinden çıktığı ya da içinden çıkardığı yumurta da ki hala denklem bir sorun, vazgeçilmezlerimden. Başına gelenler düşünüldüğünde ağzımızın tadı kaçıyor doğru, hele hızlı üretim ki bizim tüketim hızımıza yetişmeye çalışıyor, durumu içler acısı bir hale dönüştürüyor. En çok duyduğumuz antibiyotik kullanımı. Dünyada kullanılan antibiyotiklerin %80'i hayvanlara veriliyor. Küçücük alanlara doluşturulan civcivlerin birbirlerini hasta etme ihtimali tek derdi değil üreticinin, asıl derdi kısa sürede besili tavuk elde etmek. Bunun için de antibiyotik ile hayvanların bağırsak florasını bozarak etlenip butlanmaları sağlanıyor, tıpkı insanlardaki gibi bir sonuç. Yani hormonal dengeleri alt üst oluyor ve kilo alıyorlar. Ayrıca üretim alanlarının birçoğu bir canlıya reva görülecek

Osmanlı Macunu Arapçadaki "acn" sözcüğünden evrilmiş. "Yoğurmak, kıvama getirmek anlamlarıyla tezgahın başında bile herkesi kıvama getiren bir lezzet kendisi. Aslında bir şekerlemeden çok şifa kaynağı. Kola örneğindeki gibi, ilaçtan keyif verici tüketime evrilmiş. * İnanışa göre 1522 yılında Yavuz Sultan Selim'in eşi ve Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan, Manisa'da bulunduğu sırada hastalanır. Birçok hekime muayene olan Hafsa Sultan bir türlü iyileşemez. Son olarak kendisinin kurduğu Sultan Külliyesi Zaviye ve İmareti'nin idaresi görevinde bulunan Merkez Efendi'ye müracaat ederler. Merkez Efendi 41 çeşit baharat ve bitkiden meydana gelen bir karışım hazırlayarak bu karışımın macun haline getirilmesini bizzat kendisi sağlayarak Hafsa Sultan'ın hızla iyileşmesini sağlamış olur. Hafsa Sultan da hastalığına kısa sürede şifa bulunmasına vesile olan bu macunun nevruz günü ilkbaharın ilk günlerinde

Çalışan, üreten ataların torunlarıyız biz. Toprakla iç içe, doğanın kalbinde üreten ama kaynaklarını sürdürülebilir kılan insanlar bizim atalarımız, bu coğrafyanın insanları. Anadolu'da, Trakya'da, Mezopotamya'da, Orta Asya'da

Follow us